TR: Fikirlerinin Patronu Ol: Yorgun Bilim İnsanının Dünyayı (ve Patentleri) Ele Geçirme Rehberi
- Alper KARAGÖL
- Jan 4
- 4 min read
Şu an bunu okuyorsan muhtemelen pipetleme yapmaktan beynin yandı, bin satırlık kodun derlenmesini bekliyorsun ya da o makalenin tartışma (discussion) kısmını yazmamak için kendine bahaneler üretiyorsun.
Hoş geldin. Bizden zarar gelmez.

İster bursunun yatmasını bekleyen bir doktora öğrencisi ol, ister kadro kovalayan bir doktora sonrası araştırmacı (postdoc), isterse proje raporları arasında boğulan genç bir hoca... Kariyerimizin başında hepimiz tek bir kutsal güce tapmak üzere eğitildik: Atıf (Citation).
Bize öğretilen "fikir yaşam döngüsü" genelde şöyledir:
Hipotez Kur: Duş alırken aklına dahiyane bir fikir gelsin.
Uygula: Deneyler batarken kan, ter ve gözyaşı dök (ve bolca kahve tüket).
Yayınla: Hakem 2 (Reviewer #2) ile ölümüne kavga et.
Dua Et: Birileri makaleni okusun ve atıf yapsın ki mezun olabilesin/kadro alabilesin.
Ama paralel bir evren daha var. Fikirlerinin sadece okunduğu değil, kullanıldığı bir evren. Yeni bir kanser ilacına, 5 dakikada şarj olan bir bataryaya ya da hayat kurtaran bir tıbbi cihaza dönüştüğü yer.
Burası Fikri Mülkiyet (FM) ve ticarileştirme dünyası.
Kulağa korkutucu geliyor, biliyorum. Pahalı takım elbiseli avukatlar, karışık terimler... Ama öyle olmak zorunda değil. İşte laboratuvardaki emeğini gerçek dünya etkisine (ve belki biraz da nakde) dönüştürmenin jargon-savar rehberi.
Bölüm 1: Kafa Yapısını Değiştir (Vibe Check)
"Doğru mu?" vs. "İşe Yarıyor mu?"
Akademide ana hedefimiz genelde evrenin kaputunu açıp altına bakmaktır. "Protein X, Enzim Y ile nasıl etkileşime giriyor?" sorusunun cevabını bulursak, "Nature" olmasa bile iyi bir Q1 dergide yayın kaparız.
Ticarileştirme dünyasında ise soru değişir. "Bu mekanizma ilginç mi?" diye sormayı bırakıp "Bu kimin derdine derman oluyor?" diye sorman gerekir.
Bir mucit gibi düşünmek için araştırmana 3 Patent Sütunu üzerinden bakmalısın:
Yenilik (Novelty): Bu tamamen yeni mi? Eğer 1985'te yazılmış tozlu bir makalede senin buluşun aynen anlatılmışsa, geçmiş olsun, patent alamazsın. İlk sen olmalısın.
Buluş Basamağı (Non-Obviousness): Bu şaşırtıcı bir sıçrama mı? Alanındaki ortalama bir uzman verine bakıp "Eh, bunu ben de yapardım, bariz bir şey bu" diyorsa patent alamazsın. "Vay be!" dedirtmesi lazım.
Sanayiye Uygulanabilirlik (Utility): Gerçekten bir işe yarıyor mu? Sadece bipleyen bir makine patentlenemez. Ama gaz kaçağı olduğunda seni uyarmak için bipleyen bir makine? İşte o patentlenir.
💡 İpucu: Patent almak için Teknosa rafına koyulacak bitmiş bir ürüne ihtiyacın yok. Sadece "kavram kanıtlama" (proof of concept) yapman yeterli. Yani fikrinin bir bilim kurgu fantezisi olmadığını kanıtlayacak kadar veri kafi.
Bölüm 2: Tehlikeli Sular ⚠️
"Söz Gümüşse Sükut Altındır" Tuzağı
Bu yazıdan aklında tek bir şey kalacaksa o da şu olsun:
TTO (Teknoloji Transfer Ofisi) ile konuşmadan buluşunu halka açık yerde anlatma.
Biz bilim insanları paylaşmayı severiz. Kongrelerde poster sunarız, seminerler veririz, "Açık bilim candır" deyip makalemizi yayınlanmadan internete (pre-print) koyarız.
Ama buradaki tuzak şu: Patent ofisinin gözünde cömertlik ölümcüldür.
Türkiye ve Avrupa dahil dünyanın pek çok yerinde, fikrini halka açıkladığın an, o fikir artık patentlenemez. Kendi kendine "önceki teknik" (prior art) yaratmış olursun. Kendi fikrinin patent alma hakkını kendi elinle çöpe atarsın.
Neler "Halka Açıklama" Sayılır?
Kongre özet kitapçığı (basılı veya online).
Koridorda asılı duran ve önünden herkesin geçtiği o poster.
Halka açık yapılan tez savunması.
O harika grafiği paylaştığın Instagram hikayesi.
ALTIN KURAL: Önce patent başvurusu (en azından bir başvuru numarası al), sonra yayınla, sun, tweet at, ne yaparsan yap.
Bölüm 3: Nasıl Başvuru Yapılır? (Cebinden Para Çıkmadan)
Şunu düşünüyor olabilirsin: "Daha öğrenci evi kiramı zor ödüyorum, öğünlerim makarna ve tosttan ibaret. Ben nasıl 50.000 TL verip patent avukatı tutayım?"
Müjde: Tek kuruş ödemene gerek yok.
Adım 1: Yeni Kankalarınla Tanış (TTO)
Türkiye'deki neredeyse her araştırma üniversitesinde bir Teknoloji Transfer Ofisi (TTO) veya benzeri havalı isimli bir birim vardır. (Bazen Teknokent'in içindedirler).
Bu insanların işi, senin gibi zeki insanların bulduğu şeyleri korumak ve satmaktır. Onlar senin tarafında.
Adım 2: Ev Ödevi (Buluş Bildirim Formu)
TTO'nun web sitesine gir ve Buluş Bildirim Formu'nu indir. İsmi korkutmasın, bu hukuki bir sözleşme değil, sadece bir bilgi formudur. Şunları sorarlar:
Ne yaptın? (Buluşunu anlat).
Suç ortakların kim? (Buluşçular: Sen, hocan, laboratuvar arkadaşın).
Parayı kim verdi? (TÜBİTAK projesi mi, BAP mı? Grant numaralarını yaz).
Piyasada var olanlardan farkı ne?
Adım 3: Bedava Avukatlar
Formu TTO'ya gönderirsin. Onlar bir yatırımcı gibi inceler: Bunun bir pazarı var mı? Bundan para kazanabilir miyiz?
Eğer beğenirlerse, masrafları üniversite/TTO karşılar. Senin adına başvuruyu yaparlar ve "Rüçhan Tarihi"ni (Priority Date) alırlar. Yani bayrağı dikersin: "Bunu ilk ben buldum!"
Önemli Ayrım:
Buluşçu (Inventor): Sensin. Adın patentte sonsuza kadar kalır. CV'de harika durur.
Başvuru Sahibi (Assignee/Owner): Üniversitedir. Laboratuvarı, elektriği, kimyasalı onlar sağladığı için (ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu gereği) patentin sahibi üniversitedir. Ama korkma, geliri seninle paylaşmak zorundalar.

Bölüm 4: Patentim Var... Ee Şimdi Ne Olacak?
Çekmecede duran patent, sadece pahalı ve süslü bir kağıttır. Dünyayı (ve banka hesabını) değiştirmek için üniversiteden dışarı çıkması gerekir. İki yolun var:
Yol A: "Pasif Gelir" Modeli (Lisanslama)
Ben tezgahımdan ayrılmam, iş dünyasıyla uğraşamam diyenler için.
Üniversite/TTO, senin teknolojini kullanmak isteyen büyük bir şirket bulur (Arçelik, Vestel, Abdi İbrahim, vs.).
Şirket, teknolojiyi kullanmak için üniversiteye lisans bedeli + satıştan pay (royalty) öder.
Sen de payını alırsın
Matematik: Üniversite politikasına göre değişir ama kanunen gelirin en az %30'u ile %50'si doğrudan buluşçulara (yani sana ve ekibine) verilir. Eğer buluşun çok tutarsa, bu ciddi bir meblağ olabilir.
Yol B: "Girişimci" Modeli (Spin-Off)
Cesur ve biraz da heyecan arayanlar için. Sen veya hocan teknolojiyi geliştirmek için kendi şirketinizi kurarsınız.
Teknokent'te bir şirket kurarsın.
Şirketin, patenti üniversiteden "lisanslar."
TÜBİTAK BİGG (1512) gibi hibe programlarına başvurur ya da yatırımcı kovalarsın.
Bu Yüksek Risk, Yüksek Ödül yoludur. Kendi kaderinin CEO'su olursun. Streslidir ama akademi de çok stressiz sayılmaz, değil mi?



Comments